lundi 29 novembre 2010

Ayten Mutlu

Willem de Kooning, Untitled XXV, 1977



Vie



L’ombre a la senteur d’une rose et le soleil
Qui se glisse dans les yeux d’un nuage
La feuille aspire profondément le vent de toute son âme

Délaissé derrière les crues anciennes
Le soir a la senteur du jour et les semences
Qui se glissent dans les yeux d’un arbre
La terre se gorge de pluie de toute son âme

Toutes les saisons s’éteignent tel le printemps
Ici même, tout ce que tu as oublié
Parmi l’herbe foisonnante et les rêves


Hayat


gül ve güneş kokuyor gölge
bir bulutun gözlerine bakarak
rüzgârı içine çekiyor yaprak

eski sulardan kalan
gün ve tohum kokuyor akşam
bir ağacın gözlerine bakarak
yağmuru içine çekiyor toprak

İlkyaz gibi geçiyor bütün mevsimler
işte burda, ne varsa unuttuğumuz
gür otlar ve şarkılar arasında

_________


Parle maintenant


Ecoute
L’eau souterraine sourdre profondément dans ton âme
Voir en songe grottes, visages que jamais le soleil n’a touchés
Pardons comblés de prières
Et parle, maintenant, où que tu gardes le silence

Parle à tes enfants de ces âmes habitées d’échos futurs
Parle-leur avec réserve, vibrionnante, telle la coccinelle
Cachant dans ses élytres
Les forteresses des jours, se tenant par la main, effondrées
Cette force ultime qui alluma la flamme de la création sur
La force d’être un être humain
Maintenant défaite

Nos corps font l’amour avec des cristaux de silicone
Vois comme ils se mêlent dans nos mains
L’aube nouvelle prendra son essor
Et vois comment le feu dans nos âmes s’est assombri
Tout étonné de la solitude matinale
A la lumière des éclats d’ivresse dévorateurs d’âmes
Maintenant que tout n’est que chaos

J’erre parmi les champs, les marais
A mes pieds rampent les créatures primitives de la boue
Des poissons morts comblent chacune de mes cellules
A la source du fleuve, sur des tertres de sable gisent des êtres fantomatiques
Les morts

Nous sommes tous là, répétant seulement une immense faute
Répétant seulement une atroce solitude
Laissant seulement l’écume de tous les rêves s’éloigner
Oiseaux tristes au-dessus de mers fuyantes et gluantes
Oiseaux de silence
Hôtes d’une civilisation faite d’oiseaux vomissant abreuvés de pétrole

Tel le bourgeon se dressant à la pensée d’atteindre l’infini
Tel est le fruit, telle est la vie, tel est l’amour
Brouillard et vomissement
Vert tel un instant de silence, rouge tel un cri, blanc tel un rai de lumière
Tout, dans sa fureur rugissante
Le temps est venu !

Ce feu fuyant dans nos paroles
Qui ment, ment, ment
Entends-tu
Les chants graves de l’humanité
Le silence
Qui sépare les pensées jusque dans ses plus petites particules
Et les gouttes d’acide qui enflamment le sang

Viens écoute
Ce démon souterrain qui habite ton âme
L’enfer que déroule ta langue, toutes ces soifs brûlées de soleil
Cette révolte silencieuse qui se fraie un chemin dans ton âme
Ecoute simplement ce qu’elle dit !
Eprouve simplement l’instant chargé de l’amertume
D’un temps sans avenir, juste avant que l’humanité ne disparaisse
Parle, oh, je t’en prie, parle maintenant
Depuis le lieu où tu gardes un silence entier


Konuş artik


dinle
içindeki yer altı çağlayanını
mağaralar düşle, güneşsiz yüzler
yakarışlarla dolu affedişler
ve konuş nerede susuyorsan

söyle, geleceğin yankısını taşıyan çocuklarına
utanarak, kıvranarak, bir böcek gibi
çekilip kabuğuna ve itiraf et!
el ele günlerin kuleleri yıkıldı
yaradılış ateşinin kıvılcımını çakan
o mutlak güç, insan olmanın gücü
yenildi

silikon kristallerle sevişiyor bedenlerimiz
nasıl da eridi ellerimizde
yükselecek yeni gün
ve nasıl karardı içimizdeki ateş
şaşarak sabahın yalnızlığına
ruhları içmiş çiplerin ışığında
şimdi her şey karmaşa

kırları ve bataklıkları dolaşıyorum
ilkel çamur yaratıkları ayaklarımda
ölü balıklar doluyor hücrelerime
nehrin ağzında, kum setlerinde hayalet insanlar
ölü insanlar

buradayız, bir büyük yanlışlığı
korkunç bir yalnızlığı tekrarlayalım diye
sönsün diye sanki köpükleri hayallerin
kaygan denizlerde kederli kuşlar
suskun kuşlar
petrol içen kuskun kuşlar uygarlığında

tırmanırken bir filiz sonsuzluk budur diye
işte meyve, işte hayat, işte aşk
sis ve kusmuk
sükut gibi yeşil, çığlık gibi kırmızı, ışık gibi beyaz
çatırdayan öfkesiyle
işte çağ!

alevin kayganlığı sözlerimizde
yalan, yalan, yalan!
duyuyor musun
insanlığın hazin şarkılarını
düşünceyi zerrelere ayıran
sessizliğin
kanı tutuşturan asit damlalarını

gel ve dinle
içindeki yer altı şeytanını
cehennemler dilinden, güneşli susuzluklar
içinde yol bulan o sessiz isyan
ne diyor, dinle!
geleceksiz zamanın acısını taşıyan
an’ı duy, insan yitip gitmeden
konuş, ne olur konuş artık
en çok sustuğun yerden

_________


Ton visage au son des cloches


Quel printemps rire avec toi
Et toucher les carillons de ton visage
Lascif et serein telle une grenade nue

Ton visage est comme l’annonce du matin

Là où se rassemble l’automne
Dans les mers closes de ton visage
Volent les oiseaux telles des flèches empoisonnées
L’été les yeux bandés au bas d’un mur

Ce qui reste de ton visage, une ombre rouillée
La forêt qui s’éloigne, la fleur endeuillée
Morceaux de verre brisé les couleurs du printemps

Comment les oiseaux s’accoutument-ils à quitter un ciel ?

Las, je connais trop tard la pluie
Telle une grenade nue me voici défaite et blessée
Là où, tel l’automne s’abîmant, ton visage ancien
S’évanouit au son des cloches


Yüzün ve çan sesleri


nasıl da ilkyazdı seninle gülmek
ve dokunmak yüzünün çan seslerine
çıplak bir nar gibi kösnül ve dingin

imleriydi yüzün kuşluk vaktinin

uğrak yerinde güzün
yüzünün kapanan denizlerinde
uçtu kuşlar zehirli oklar gibi
yaz gözleri bağlı duvar dibinde

ne kaldı yüzünden paslı bir gölge
uzaklaşan orman yas tutan çiçek
kırık cam parçaları ilkyazın renklerinde

nasıl alışır kuşlar bir göğü yitirmeye?

ah, geç kaldım yağmuru öğrenmeye
çıplak bir nar gibiyim yenik ve küskün
çürüyen güz gibi eski yüzünün
çan sesleriyle yitip gittiği yerde


Ayten Mutlu

__________

Adaptation : © Georges Festa – 11.2010
Source : http://www.poetasdelmundo.com/verInfo_asia.asp?ID=5437
Traductions anglaises : © Aysu Erden, Suat Karantay
Illustration : www.artnet.com